«

May 11

Hayat Arkadaşım

Evlilik birlikte çıktığımız uzun bir yolculuk gibidir. Sırt çantalarımızı alıp uzak bir diyara seyahat etmemiz gibi. Ve bu uzun yolculukta bir çok çukurla hendekle, engebelerle karşılaşacağız. Bazen biz bir çukura düşeceğiz eşimiz bizi çekip çıkartacak, bazense o bir çukura düşecek biz onu. Bazen bir dağı birlikte tırmanacağız ve iplerle birbirimize bağlı olacağız. O düşerse bizi de düşürecek biz düşersek de onu. Bazen yeşillikler, ırmaklar ve kuş seslerinin olduğu güzel bir vadiye çıkıp oranın keyfini birlikte süreceğiz. Evlilik dediğimiz olgu tam anlamıyla böyle bir YOL ARKADAŞLIĞI, HAYAT ARKADAŞLIĞI OLMALIDIR. Size önerim evli bir çift olmaya çalışmayın, HAYAT ARKADAŞI, YOL ARKADAŞI OLMAYA ÇALIŞIN. 

Evlilik bir yol, hayat arkadaşlığı olamadığında ise sadece evlilik olarak kalır. Ve ne yazık ki ülkemizdeki evliliklerin bir çoğu sadece evliliktir. Yani içeriden baktığımızda çoktan bitmiş ya da aslında hiç olmamış ilişkiler ama sürdürülmeye çalışılan ya da sürdürülüyormuş gibi yapılan teknik evlilikler görürüz ki ben bunlara “MIŞ GİBİ İLİŞKİLER” diyorum. Aynı evin içinde yiyip, içip, tv izleyen, duş alan, uyuyan, faturaları ödeyen ve kırk yılda bir cinsellik yaşayarak durumu kurtarmaya çalışan çiftler vardır. Ama işin özüne baktığımızda ne yol arkadaşlığı, ne birbirini anlama, ne birbirini yanında hissetme ne de eş olma, bütünleşme yoktur bu çiftlerin ilişkilerinde.

Bu teknik evlilikler tamamen korku ve kaygılara dayalı devam ettirilen ilişkilerdir :

  • Çocuklar ne olacak? (ya çocuğumuz travma yaşarsa, çocuğumdan ayrı yaşamak istemiyorum, çocuğumun boşanmış bir aile çocuğu olmasını istemiyorum, çocuğumun ileride üvey bir anneyle veya babayla tanışmasını istemiyorum vb.)
  • Ekonomik kaygılar (evliliğin sağladığı konfor alanından çıkmak istememe)
  • El-alem ne der? (insanlara boşanmayı açıklamak zorunda kalmanın zorlukları)
  • Eyvah dul kadın mı olacağım? (toplumda dul bir kadının yaşadığı zorluklardan endişelenme)
  • Ailemi üzmek istemiyorum (özellikle hasta ve yaşlı bir anne veya babamız varsa)
  • Yalnızlık korkuları (ileride kimseyi bulamama ve yalnız kalma endişeleri)
  • Başarısızlık korkuları (boşanmayı bir tür başarısızlık gibi algılama)
  • Toplumdaki saygınlığın zedelenmesi kaygıları (evli olmanın toplumda ve kariyerde sağladığı saygınlığı kaybetme endişeleri)
  • Yeni bir ilişkiye başlama korkuları (bu saatten sonra kime güvenirim, yeni birini tanımaya çalışmak çok zor ve yorucu vb.)
  • Eşin ileride başka biriyle birlikte olması kaygıları (boşansa bile eşini hala kendisine ait algılama ve onun başka birisiyle cinsellik yaşaması düşüncesini kabullenememe)

ve bunun gibi bir çok kaygı ve korku çifleri aslında hiç olmamış ya da bitmiş mutsuz evliliklerin içinde tutmaya devam eder. Tüm bu korku ve kaygılar bizim kültürümüze özgü gerçekçi olgulardır. Bu korku ve kaygıların gerçekçi olmadığını söylemeye çalışmıyorum. Şunu söylemeye çalışıyorum. Korku ve kaygılar temelinde sürdürülen bir ilişki asla gerçek bir ilişki, hayat arkadaşlığı, eş ilişkisi olamaz. Bu hiç de sağlıklı ve anlamlı değil. Ya gerçekten iki iyi hayat, yol arkadaşı olalım ya da olmayalım…ASLA KORKU VE KAYGILARA DAYALI MIŞ GİBİ BİR İLİŞKİ SÜRDÜRMEYİN.

Bir ilişkideki temel ve en derin ihtiyacımız ANLAŞILMA ihtiyacımızdır. Birinin bizi anlamasına ihtiyaç duyarız ve bunu en yüksek düzeyde hayat arkadaşımızdan bekleriz. Kendi içimizde ne yaşıyoruz. Öfkeli miyiz, kızgın mıyız, korkuyor muyuz, heyecanlı mıyız, coşkulu muyuz, kederli miyiz, bunu birinin anlamasına ihtiyacımız vardır. Eşimiz, partnerimiz bizi ne denli anlıyorsa biz ilişkimizde o ölçüde değerli, anlamlı, özel, vazgeçilmez ve seviliyor hissederiz. Kendimizi güvende hissederiz. Ve ilişkimize olan motivasyonumuz yüksek olduğundan ilişkimizi sürdürmek ve daha güzel hale getirmek uğruna göstereceğimiz enerji, çaba, özveri ve fedakarlıklar da o denli yüksek olacaktır. Olumsuzlukları daha az görür, ilişkimizle ilgili sıkıntılara daha fazla katlanabiliriz. Ancak yol arkadaşımız bizden bihaber olarak yola devam ediyorsa giderek herkes kendi yolculuğunu sürdürmeye başlar ve bu ilişkide kopma anlamına gelir. Ardından kırgınlıklar, öfke patlamaları gelir. Aslında tüm bu öfke patlamalarında şunu demek isteriz “neden beni anlamıyorsun, neden beni görmüyorsun”. BİRBİRİNİZİ ANLAMAYA ÇALIŞMAKTAN ASLA VAZGEÇMEYİN.

Anlaşılamadığımız bir ilişkide; değersiz, anlamsız, önemsiz, sevilmiyor hissettiğimiz bir ilişkide ise asla varolamayız ve o ilişki için hiç bir çaba göstermek istemeyiz.

Size belki de hiç tanımadığınız bir kavramdan bahsediyorum. Yol arkadaşı, hayat arkadaşı olabilmekten.

Çiftler terapiye geldiklerinde analiz ettiğim temel nokta, tüm yaşadıkları sorunlara rağmen birbirlerine karşı hala saf bir sevgileri var mı? Çünkü temel dayanak noktası budur. Sevgi bitmişse bir ilişkiyle ilgili konuşulacak fazla bir şey yoktur. Sevgi gerçek ve anlamlı bir ilişki için çok önemli bir koşuldur ancak ilişkinin devamlılığı için asla tek başına yeterli değildir. Bazen sevginin üzerine cam kırıkları yüklenmiş ve sevgi altlarda kalmış olsa da cam kırıklarını temizleyebilirseniz onu yeniden yüzeye çıkartabilir ve güçlü kılabilirsiniz. SEVGİNİZİ ASLA ÖLDÜRMEYİN.

İlişki yaşayan bir canlı organizma gibidir. Yeni doğmuş küçük bir bebek gibi düşünün. Besledikçe, baktıkça, ilgilendikçe, özveride bulundukça günden güne büyür, gelişir ve daha da güzel bir varlık haline gelir. Beslemedikçe, ilgilenmedikçe ve bakmadıkça da önce zayıflar, sonra hastalanır ve en sonunda ölür. Bir çok çift artık evlendikleri, çocuk sahibi oldukları veya yıllardır birlikte oldukları için ilişkilerini garantide algılama yanılgısına düşer ve ilişkilerini beslemeyi unutur. Çoğunlukla ilişkileri aç kalıp can çekişmeye başladıklarında bunu fark ederler ancak bazen iş işten geçmiş olabilir. İLİŞKİNİZİ BESLEMEYİ BİR GÜN BİLE İHMAL ETMEYİN.

Bu yol arkadaşlığının olmazsa olmaz prensipleri vardır. İlk ve en önemli prensip GÜVEN dir. Bu genel bir güven duygusudur. “Bu insan her zaman benim yanımda olur, beni korur, bana bakar, beni sever, benimle ilgilenir, düşersem kalkmama yardımcı olur, beni yarı yolda bırakmaz” güveninden söz ediyorum. Çünkü bir ilişkideki en önemli olgudur güven. Bana göre sevgiden bile önce gelir. Güvenemediğimiz bir insanla bırakın yol arkadaşı olmayı, hayatı paylaşmayı, oturup bir yerde bir bardak kahve bile içemeyiz. GÜVENİ ASLA SARSMAYIN.

Hayata bakışımız, ihtiyaçlarımız, beklentilerimiz günden güne değişir. Birbirinizin hayattan, ilişkinizden neler beklediğini iyi bilmeli ve bu bilgileri sürekli güncellemelisiniz. Bunun yolu da sağlıklı bir iletişimden geçiyor. İlişkimizde beklentilerimiz karşılandığı oranda mutluluğumuz, bağlılığımız ve motivasyonumuz artacaktır. Bu beklentiler her boyutta olabilir. Cinsel yaşam, ailelerle ilişkiler, yaşam amaçlarımız, sosyal ilişkiler, arkadaşlıklarımız, hobilerimiz, ev düzeni, sosyal ilişkiler, bireysel özgürlüklerimiz, çocuk vb. Bunları detaylı olarak konuşabilmelisiniz. Birbirinize değersiz, önemsiz, sevilmiyor hissettiren en ufak bir davranıştan, sözden, mimikten, tutumlardan uzak durmalısınız. “Ben buyum değişemem” diyen insanların ilişkileri genelde bitmeye mahkumdur. Mesleki deneyimimde bunun binlerce örneğini gördüm diyebilirim. Değişmek ve gelişmek zorundayız. Ve bunu birlikte yapabilirsek eğlenceli bir yolculuk gibi olacaktır. DEĞİŞMEK VE GELİŞMEK ZORUNDAYIZ.

İlgili Makaleler

Tunç Tataker - Uzman Psikolojik Danışman
1973 Ankara doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Ankara'da tamamladıktan sonra birincilikle girdiği Dokuz Eylül Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık bölümünden yine derece ile 2000 yılında mezun oldu. Psikolojik Danışmanlık alanında 2003'te Yüksek Lisans ve 2006'da Doktora programlarını tamamladı. Bir süre M.E.B. Rehberlik ve Araştırma Merkezi'nde çalıştıktan sonra 2006 yılında TATAKER Psikolojik Danışmanlık Merkezini kurdu. Çalışmalarını halen Bağdat Caddesi Kadıköy İstanbul'da yer alan kendi ofisinde sürdüren Tunç TATAKER, evli ve iki çocuk babasıdır.

Yorum Ekle..

error: © Tüm Hakları Saklıdır